Üye Faaliyetleri Etkinlikleri

Menopoz Ve Sağlık Sorunları : Dikkat Edilmesi Gerekenler

12-11-2017
Menopoz Ve Sağlık Sorunları : Dikkat Edilmesi Gerekenler
222 gün önce

Prof.Dr.Hakan SEYİSOĞLU

İstanbul Üniversitesi

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

Sağlık konusunda teknolojinin ilerlemesi, bilinç artışı, yaşam şeklinin düzenlenmesi ve insan yararına olan gelişmelerdeki ilerleme,  insan yaşam süresini uzatıyor. 1900’lü yılların başlarında 49 olan kadın ortalama yaşam süresi günümüzde 80-85 yaş civarında. Oysa yumurtalık yaşında herhangi bir değişim yok. O yine aynı prosedürleri sürdürüyor. Düşünün bir kadının ömrünün 40 sene olduğu dönemleri, menopoz bilinmiyor. Çünkü o yaşa gelmeden kadın zaten yaşamını yitiriyor. Oysa günümüzde ortalama ömrün yarısına yakın kadarını bu dönemin oluşturduğu olumsuzluklarla sürdürmek zorunda. Olaya diğer açıdan bakacak olursak, yaşlanan nüfus artmakta. Yani menopoz sonrası dönemini yaşayan kadın sayısı hızla yükselmektedir. Bu da, bu dönemin oluşturduğu olumsuzlukları yaşayan kadın sayısının ve kadının bu dönemde geçirdiği sürenin artması demektir. Yumurtalık iki önemli göreve sahip. Bunlardan birisi yumurta hücresini olgunlaştırmak ve üremeyi gerçekleştirmek. Diğeri ise seks steroidleri dediğimiz hormonları, yani östrojen, progesteron ve androjenleri, salgılamak. Yumurtalıklar fonksiyonlarını azaltınca bu iki olayda gerileme ve hormon seviyelerinde azalma ortaya çıkıyor. Bunların içinde östrojen adını verdiğimiz kadınlık hormonu, bir kadın için oldukça önemli bir hormondur. Tüm sistemlerde olumlu etkileri bulunmaktadır. 

Menopoz sonrası östrojen eksikliğine bağlı olarak bu etkiler azalır ve semptom veren ya da vermeyen etkiler kendini göstermeye başlar. Bu gelişmeleri iki ana grup altında belirtmek mümkündür. Birisi yaşam kalitesini ilgilendiren değişimler, diğeri yaşam süresini etkileyebilecek sistem kayıpları. Kadınların en çok yakındıkları ve doktora müracaat sebebini oluşturan belirtiler, yaşam kalitesi ile ilgili olanlardır. Oysa sessiz seyreden bazı sistemlerdeki risk artışları belirti vermeden gelişir ve yaşamı tehdit eder. Yaşam kalitesine ait belirtilerin başında klasik menopoz yakınmaları (ateş basması, sıkıntı, terleme nöbetleri, uyku bozuklukları, anksiyete ve depresyon, kadın öz bakımında gerileme, cinsel fonksiyon kayıpları, gibi) gelmektedir. Menopoz nedeni ile doktora müracaat eden kadınların yaklaşık %75’i ateş basması şikayeti ile gelir. Oysa bu yakınma her üç kadından birinde görülmez. Olan kişilerde de değişik şiddetlerde yaşanır. 

Menopozdan sonra yaşam kalitesini ilgilendiren belirtileri takiben daha ileri yıllarda sistemlere ait değişimler kendini göstermeye başlar. Bunların en önemlileri arasında şüphesiz kardiyovasküler sistem ve kemik doku gelmektedir. Çünkü östrojen bu iki sistem üzerinde olumlu etkilere sahip bir hormondur. Azaldığı zaman kemik mineral yoğunluğunda azalma, kemik kırılganlığında artışlar ortaya çıkar. Postmenopozal osteoporoz adı verilen bu durum, kadınlarda kemik kırıklarına, buna bağlı olarak vücut postür değişikliklerine ve boy kısalmasına neden olur. Hafif travmalar ile kolay kırık gelişebileceği için ileri yaşlarda kalça kırıklarının görülme sıklığı artar. Mortalitesi yüksek olan bu kırıklar erkeklere göre kadınlarda daha sıktır.

Östrojen kardiyovasküler sistem (kalp-damar sistemi) üzerine koruyucu etkisi olan bir hormondur. Bu nedenle, bu hastalıkların görülme sıklığı ve yine bu hastalıklara bağlı ölüm oranları erkeklerde kadınlara göre 2,5-4 kat daha fazladır. Ancak menopoz ile birlikte kadınlarda bu hastalıklara bağlı ölüm oranları yaş ilerledikçe artmakta ve ölüm nedenleri arasında ilk sıralara yerleşmektedir.  Diğer taraftan erken menopoza giren kadınlarda kardiyovasküler hastalık görülme sıklığı artış göstermektedir. Bizim uyguladığımız hormon tedavisi bu yönde korumayı devam ettiriyor mu konusu günümüzde tartışmalı konular arasındadır. Kabul edilen ortak görüşe göre, erken yaşlarda, yani menopoza geçiş dönemlerinde başlanan tedavi, korumayı sürdürmektedir. Buna karşın menopozdan sonra belirli süre hormon kullanmayan kadınlarda tedaviye sonradan başlanması durumunda tam tersi etki görülmekte ve zararı daha fazla olmaktadır. Bu nedenle tedaviye ne kadar erken dönemlerde başlanırsa olumlu etkileri o denli fazla olmaktadır. 

Daha önce de belirttiğim gibi, yıllar ilerledikçe yaşlı nüfus ve menopoz sonrası östrojensiz bir dönemi uzun süre yaşamak zorunda olan kadın nüfusu artmakta ve dolayısıyla bu kişiler yakınmalarının düzeltilmesi için çare aramaktadırlar. Bu bağlamda ilk akla gelen tedavi şekli hormonu yerine koyma şeklinde (hormon replasman tedavisi) düşünülmüş ve yaygın şekilde kullanılmıştır. Ancak yapılan çalışmalar, bizlere vücudun kendi mekanizması olan homeostatik sisteme uygun üretilen hormonun etkisi ile dışarıdan ilaç şeklinde uygulanan hormon tedavisinin birebir aynı düzeyde etkiye sahip olamayacağını göstermiştir. Bu nedenle görülebilen bazı yan etkiler, kadınları ve en önemlisi doktorları bu tedaviden korkutmuş ve uzaklaştırmıştır. Oysa uygun şekilde düzenlenen bir tedavinin olumlu etkileri, olası yan etkilerinden çok daha fazladır. İşte bu nedenle tedavinin düzenlenme şekli çok önemlidir. Tedavi, kişiye özgüdür. Standart bir formatı yoktur. Kişiye uygun bilinçli düzenlenen bir tedavinin, kadının yaşam kalitesi ve süresini olumlu yönde etkileyeceği şüphesizdir.

2000 yılında sonuçları açıklanan bir çalışma (WHI), tüm dünyada o zamana kadar uygulanmakta olan tedaviden ve dolayısıyla rutin kontrollerden ciddi bir uzaklaşmaya neden olmuştur. Çalışmanın sonuçları hakkında uzun yıllar tartışmalar yapılmış ve aslında korkulan sonuçların ilk açıklandığı şekilde olmadığı netlik kazanmıştır. Fakat meydana gelmiş olan korku ve uzaklaşma, etkisini halen devam ettirmektedir. 

Tedaviden kaçışı, maalesef takipten kaçış izledi. Doktorlar da bu konunun üzerine çok fazla gitmedi. Onların da belirli kısmı, gerektiği halde tedavi vermekten kaçındılar ve menopoz konusu yalnız kaldı. Şimdi böyle büyük bir kadın nüfusu çaresiz bir şekilde yaşamını sürdürüyor. Bizler, bu konuyla ilgili olan kişiler, bunun halka yönelik eğitimlerini vermeye çalışıyoruz ama yerleşmiş o korku yüzünden bütün dünya genelinde takip ve tedavide geri dönüş beklendiği gibi olmuyor. Tedavi uygulanmayacağı zaman da ister istemez insanlar kontrolden kaçıyor. Bu yüzden birçok hastalığın önceden yakalanabilme özellikleri kayboldu. Birçok hastalık ileri evrelerde karşımıza gelmeye başladı. 

Hormon tedavisi, gerektiği taktirde yararları çok olan bir tedavidir. Öncelikle kadının bu tedaviye ihtiyacının olup olmadığının, varsa uygulanacak tedavi şekli ve protokolünün bu konu ile ilgili uzman bir doktor tarafından belirlenmesi gerekir. Etkinlik açısından hormon tedavisi en güçlü tedavi şeklidir. Ancak kullanılamadığı durumlarda alternatif tedavi yöntemleri düşünülebilir. 

Aslında belirtmek istediğim en önemli nokta, birçok risk artışlarının yaşandığı bu kritik yaş döneminde bulunan bir kadının yapması gereken en önemli şeyin, düzenli sağlık kontrolleri olduğunun unutulmamasıdır. Bu kontroller, tedaviden bağımsızdır. Yani kadın tedavi alsın ya da almasın, kontrollerini düzenli olarak yaptırmak zorundadır. Ancak bir grup maalesef “ben nasıl olsa tedavi almayacağım, onun için niye doktora gideyim” diyor ve gitmiyor. 

​Menopoza; “aynı şeyi büyükannelerimiz de yaşamış” düşüncesiyle bakmamak , teknoloji ve tıptaki gelişmelerden yararlanmak lazım. Önerilen tedaviyi alıp almamak zaten kişiyle konuşularak uygulanan bir şey. Burada doktor olarak bizlere düşen en önemli görev, tedavinin nedenini, olumlu ve olumsuz yönlerini detaylı ve kişinin anlayacağı şekilde anlatmaktır. Çünkü insanların çoğunluğu, yanlış bilgilendirme ve kulaktan dolma duyumlar sonucu tedaviye karşı oluşan anlamsız korku sebebiyle tedavi almamakta ve kontrollerini aksatmaktadırlar. 

Önerilerim:

  • Düzenli aralıklarla (bir özellik yoksa ortalama yılda bir kez) sağlık kontrollerinin yapılması,
  • Bu kontroller sırasında mevcut hastalık ya da risklerinin belirlenmesi,
  • Bunun için tarama yöntemlerinin uygulanması (Biyokimyasal, görüntüleme ve patolojik taramalar), 
  • Düzenli meme takiplerinin yapılması, Beslenme şeklinin düzenlenmesi,
  • destek uygulamalarının yapılması,
  • Egzersiz programlarının düzenlenmesi,
  • Kötü alışkanlıkların (sigara, vs. gibi) terkedilmesi,
  • Doktor tarafından belirlenen tedavi şekillerinin (hormon tedavisi, alternatif tedaviler gibi) düzgün olarak kullanılması.